Bölüm 1
Fötr şapkalı bir adam önündeki kare tahta masaya 2 tane dolma kalem bıraktı. Bir kağıt çıkardı cebinden. Özenle katlarını açtı. Kalemlerin siyah olanını aldı ve yazmaya başladı: " Gördüğüm en küçük ellerdi. Karlı bir kış gecesi, aylardan ocaktı yanlış hatırlamıyorsam, yüksek sesli müzik çalan bir yerde tanıştık. Kocaman kahverengi gözleri vardı. Sarhoştu, çevresindeki herkese heyecanla bir şeyler anlatıyordu. Gözleri bana takıldı sonra, gülümsedi. O gülümsemeyi hiç unutmadım ben. Ne zaman gözlerimi kapatsam o gülümsemeyi gördüm. Dünyada mutlu etmek istediğim tek dudaklardı onunkiler. Bana gülümsedi ve yanıma geldi. Adını söyledi, başka bir dil konuşuyordu. Yabancı bir dilde konuşuyordu ama söylemek istediğim bu değil. Başka bir dilde konuşuyordu o. Sanki insanoğlunun anlayamayacağı bir frekansta konuşuyordu. Sanki ormanın derinliklerinde ya da okyanus diplerinde yaşayan mutlu yaratıkların konuştuğu bir dildi bu. Dediklerini anlayabildiğime sevinmiştim. İçime nedenini anlayamadığım bir sıcaklık yayıldı. Farklı olan bir şeyler olduğunu biliyordum ama ne olduğunu anlayamamıştım. Söylediklerine cevap vermek istedim ama tek kelime çıkmadı ağzımdan. Donakalmıştım. Bunu fark edince daha çok güldü. Heyecanla başka bir şey anlatmaya başladı. Vücuduyla ritme eşlik ediyor benim de hareket etmemi istiyordu. Hiç konuşmamama ya da hareket etmememe rağmen neden halâ yanımda olduğunu anlayamamıştım. Sonradan anlattığına göre onun da içine kocaman bir sıcaklık yayılmıştı beni görünce. O gece hiç dans etmedim, dans etmeyi bilmem ve sevmem çünkü ben. Ama o yanımda hiç aldırmadan bütün gece dans etti. Sonradan tanıdıkça öğreneceğim üzere ne olursa olsun istediğini yapacak biriydi. Şehre yeni geldiğini ve yabancılığı yüzünden karşılaştığı komiklikleri anlattı uzun bir süre. Ben sadece başımı dinlediğimi belirtecek şekilde salladım arada bir ve onun kahkaha attığı yerlerde gülümsedim. Mekan kapanırken montunu almaya gitti vestiyerden, eliyle orda beklememi istediğini belirten bir hareket yaptı. Ben de bekledim. Gelmesi bir hayli uzun sürdü. Birkaç kızla konuştuğunu gördüm. Kızların konuşma tarzından onlarla beraber gitmesini istediği anlaşılıyordu. Sonunda kızları ikna edip gönderdi. "Gel bakalım şimdi de senin montunu alalım." dedi bana. Küçük bir çocuğun annesini takip ettiği gibi takip ettim onu. Cebimden fişi çıkarıp vestiyerdeki kıza verdim. Montumu aldıktan sonra bozuk para tutuşturdum eline. "Şimdi napıyoruz?" diye sordum. "Konuşabiliyorsun demek." dedi ve güldü "Beni eve bırakmanız gerekiyor bayım." Birlikte evine kadar yürüdük. Bu sefer o da hiç konuşmadı. Önemli bir şey düşünüyormuş gibi bir hâli vardı. Dört katlı bir apartmanın önünde durduk. Çok eski bir apartmandı bu. Dış boyası nemden soyulmaya başlamıştı. Yalnız ikinci katta bir ışık vardı. "İşte burası." dedi. "Şehirde yabancı olduğumu biliyorsun, belki yarın beni gezdirmek istersin." Onu bir daha görmeyi hayattaki her şeyden daha çok istiyordum. Kafamı salladım, konuşamadım yine. "Yarın saat ikide beni yine buradan alırsın o zaman, iyi geceler." dedi ve sol yanağımdan öptü beni. Beni ilk defa öptüğünde saat 04:43 günlerden çarşambaydı. İki büyük ülke arasında savaş çıkacağı söylentileri dolaşıyor, bu herkesi tedirgin ediyordu. Ülkemizin olimpiyatlardaki başarısı konuşuluyor, artan vergilere isyan ediliyordu. Ama ben o günü sol yanağıma yavaşça bırakılıp kaçılmış bir öpücük için hatırladım hep.
Eve doğru yürürken gerçekle hayâli ayırt edemeyecek durumdaydım. Bazı geceler tek başıma sıkıldığımda ve yalnızlığımla yüzleştiğimde biriyle tanıştığımı hayâl ederdim hep. Gelip bütün bu yalnızlığa son verebilecek birini uydururdum kafamda. Hatta daha ileri gidip anılar uydurduğum bile olurdu. En ince ayrıntısına kadar düşlerdim her şeyi. Ne kadar ayrıntı düşünürsem gerçek olma ihtimali o kadar çokmuş gibi gelirdi. İşte şimdi tüm bunları da ben mi uydurmuştum diye kuşkuya düştüm. Kocaman gözlü kızın yüzünü hatırlamaya çalıştım, yapamadım. Sadece ne hissettiğimi hatırlıyordum. Öyle yoğun bir histi ki bu göğsüm sıkışıyordu. Hatırlamaya çalıştıkça bütün bedenimi ele geçirdi o duygu titremeye başladım. Yavaşça doldu gözlerim sonra hüngür hüngür ağlamaya başladım. Çok uzun süre yalnız kalmış bir ruhun eşine rastlayınca duyduğu sevinçti bu. Hiç konuşmamıştım bile belki, topu topu bir saat görmüştüm üstelik. Ama o özel biriydi, tüm kalbimle biliyordum. Bir daha göremesem, onu şehrin en sevdiğim noktasına elinden tutarak götüremeyecek olsam bile onu bulmuş olmak bile bana yetiyordu sanki. Bugün geriye dönüp bakınca daha iyi anlıyorum sizi tamamlayacak insanı gördüğünüzde bunu anlıyorsunuz. Hayatımda gördüğüm en güzel kadın değildi ya da en alımlısı. Çok daha zekileriyle tanışmıştım, çok daha komikleriyle. Ama o ve ben dünyaya birbirimizi bulmak için gelmiştik. İlk görüşte aşka inanmam ve bahsettiğim şey bu değil. Ben doğduğum günden beri tanıyordum onu. İlkokuldaki ilk aşkım ondan izler taşıyordu diye o sanmıştım. Beni aldatan, kandıran, hiç sevemeyen tüm o kadınları o sanıp koşmuştum. Oysa onu görünce anlıyordun , o kadar çabaya zorlamaya gerek yoktu. Ruhun eşini bulduğunda anlıyor ve yılların susamışlığıyla koşuyordu diğer yarısına. Bu durdurulabilecek bir şey değildi. İnsanüstü bir güçtü. Ve ben işte Tanrı diye hep bu güce inandım. Tüm acılar diğer yarını bulunca son buluyor ve sonra tamamlanmanın tadını çıkarıyor demek isterdim. Ama maalesef öyle olmuyor. Acı yine çekiliyor. Bu sefer kaybedecek daha çok şeyin olduğu için daha da çok çekiliyor üstelik. Bu duyguyu hiç tatmadan nasıl bir boşlukta olduğunu fark etmiyor insan ve fark etmeden yaşayabiliyor. Ama bir kere tam olduktan sonra eksik yaşamaya alışabilmek, yalnız nefes almak bile imkansız hale geliyor. İnsan mutluluğun tadını bir kez alınca mutsuzluğun ne olduğunu anlayabiliyor. İşte benim içine düştüğüm bu sonsuz çukur, bu tükenmeyen boşluk duygusu, içimde yitip giden her şeyin acı çığlığı burdan geliyor. Mutluluğun ve tamamlanmanın ne olduğunu bilen bedenim bile bu duruma isyan ediyor. Akciğerlerim oksijeni, midem yiyecekleri reddediyor. Gözlerim artık görmesek de olur diyor, kulaklarım duyacak yeni bir şey kalmadı diye işitmiyor. Ellerim diğer çiftini kaybettiğinden beri yalnız titriyor, can çekişir gibi. Bu yaşamla ölüm arasındaki kalan hayatımda, sıkıştığım korkunç arafta yapabileceğim tek şey var: eski güzel günlerin hatırasına tutunmaya çalışmak. Gerçek dünyayla yüzleşmemek için hikayemizi tekrar tekrar anlatmalıyım kafamda. En baştan defalarca yaşamalıyım. O ilk gülümsemeyi, o sol yanağa bırakıp kaçılan öpücüğü yakalamaya çalışmalıyım zihnimde. Ancak böyle biraz diniyor acım, ancak böyle diğer insanlardan biriymişim gibi görünebiliyorum dışarıdan.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder